top of page
  • Yazarın fotoğrafıNasır Group

Nasır Group için 50 yılını verdi


Necip Nasır, babasının daha iyi tedavi görmesi için kurduğu diyaliz merkeziyle sağlık sektörüne adım attı. Egepol Hastanesi’nin sahibi Nasır, Türkiye’nin ilk neuroscience hastanesini açıyor


Tüccar baba, tam 50 yıl önce Bitlis'teki işi bozulunca 5 çocuğu ile İzmir'e göçtü. Alsancak'ta küçücük bir bakkal dükkanı ile yeni hayatlarını kurmak için kolları sıvayan babaya, çocukları da omuz verdi. Necip Nasır, henüz ilkokul öğrencisi olmasına rağmen sabah çok erken saatlerce sıcak yatağını bırakıp, çevredeki apartmanlara siparişleri dağıtma görevi üstlenmişti. Ardından babasının işlettiği otelde çalıştı.

Bir yandan okuyan bir yandan çalışan Nasır'ın işportacılıktan dolmuş şoförlüğüne kadar yapmadığı iş kalmadı. Üniversiteden mezun olduktan sonra inşaat sektöründe çalışmaya başlayan Nasır kendi firmasını kurdu. Hasta babasının tedavi gördüğü odayı beğenmeyen Nasır, diyaliz merkezi kurarak sağlık sektörüne girdi. Hastalanan kızını götürdüğü devlet hastanesinin şartlarını beğenmeyince de Egepol Hastanesi'ni kurdu. Nasır şimdilerde ise,Türkiye'nin ilk neuroscience hastanesi ile İzmir'in SGK'lıların yararlanabileceği ilk palyatif bakım hastanesini kurmaya hazırlanıyor.

Nasır Group'un başkanı AK Parti İzmir Milletvekili Necip Nasır ile hayatını, yaptıklarını, yapacaklarını konuştuk.

Neden İzmir'e geldiniz?

- Babamız sebze meyve toptancılığı, meyan kökü ihracatı yapıyordu.

İşleri bozulunca İzmir'e geldi.

Küçük bir bakkal dükkanı açtı İkinci Kordon'da. Ben de sabahları bakkala gider, apartmanlara ekmek dağıtır, öğlen okula giderdim.

Yaşam mücadelesi o yıllarda başladı. Babam 2 yıl bakkallıktan sonra Çankaya'da bir otelin işletmesini aldı. Eski, cumbalı bir Rum evini otele çevirdik. Bakkallık sırasında apartmanlara ekmek dağıtırken, Rum bir teyze, çat pat İngilizce kelimeler öğretmiştim. O zaman Türkiye'de İngilizce bilen azdı. O "Tarzanca İngilizce" ile ben, Basmane'den otele müşteri getirirdim.

Oteli 1980'de kapattık.

Çalışkansınız...

- Bir ara işportacılık da yaptım.

Babam bakkal dükkanını kapattığında, İstanbul'da uygun fiyata gömlek bulmuştum. Tepecik pazaryerinde zabıtalar arabamın camını kırdılar.

Ondan sonra bohçayla satmaya başladım. Sonra İkiçeşmelik'te spot dükkanları açtık. Babayla birlikte çok mücadelemiz oldu. Kardeşlerimle Yeşilyurtta manifaturacılığımız, Tepecik-Konak hattında taksi dolmuş şoförlüğümüz var. Tabii bunları yaparken bir yandan da okuyorduk.

Başka firmalarda şantiye şefliği yaptım. Sonra kendi şirketlerimizi kurarak inşaat işine girdik.

Hastaneciliknasıl başladı?

- 1997 yılında babamız kalp ameliyatı oldu, böbreklerini kaybetti. O süreçte İzmir'de diyaliz merkezi yoktu. En küçük kardeşimiz doktordu, Bitlis'e göndermiştik göreve.

Nasıl? Mecburi hizmet değilyani?

- Evet, babamın isteğiydi. "Bir evladım doktor olsun, Bitlis'e göreve göndereyim" diyordu. Kardeşim mezun olur olmaz ilk tercih ile Bitlis e gitti. Babam, Ege Üniversitesi Hastanesi'nde tedavi oluyordu.

Diyaliz bodrum katında çok kötü konumda, pis suların geçtiği yerdeydi. Haftada 3 gün, 4 saat o kötü ortamda diyalize girmeye zor ikna ettik babamı. Nefroloji Bilim Dalı Başkanı Ali Başcı hoca, bir gün Yeşilyurt'ta yaptığım inşaatın bulunduğu bölgeye gelmişti. Babam ile ilgili konuşmak istiyordum.

Büyük bir bina bitirmiştim. Oraya karşısında çay içmeye davet ettim.

"Hastanedeki ortam niye bu kadar kötü" dedim. "Haftada 3 gün girmesi gereken hastaların 40 yaş üstü olanları bir gün alıyoruz, gençleri kurtarıyoruz.

İmkan yok" dedi. "Özel olmaz mı" dedim.

"Olur" deyince, içinde bulunduğumuz binanın nasıl olacağını sordum. "Türkiye'nin ilk deniz gören diyaliz merkezi olur" dedi. Kardeşimi İzmir'e çağırdık ve Nasır Diyaliz'i açtık.

Sonra sağlık sektöründeolmaktan hoşlandınız herhalde...

- Canlı yayında bir söz verdiğim için oldu daha çok. Diyaliz merkezinin yankısı çok oldu basında.

SKY TV'ye canlı yayına çıkmıştım.

"Sağlık için başka ne düşünürsünüz" dediler. Ondan bir hafta önce büyük kızım hastalanmıştı. Behçet Uz'a götürmüştüm. Çok kötü bir gece geçirmiştik. Şartları çok kötüydü.

Altıntaş'ta yaşıyorduk, "İnşallah nasip olursa yetiştiğimiz bölgeye, çocuk ve doğum ağırlıklı bir hastane yaparız" dedim. O söz üzerine hastanenin yerini bulduk, ancak 5 yıl bürokrasiye takıldı. Sonra 50 yatağı ile Ege Bölgesi'nin yeni doğanda üniversite düzeyinde ilk hastanesi oldu.Hastaneciliğimiz de böyle başladı.

Sağlıkta iddialısınız...

- Kalp damar cerrahi dahil olmak üzere bütün branşlarda çok iyiyiz, mesleğinde deneyimli ve canla başla takım ruhu ile hizmet veren doktor ve sağlık ekibiyle çalışıyoruz.

Yeni hastane geliyor mu?

- Neuroscience, beyin, ortopedi, nörolojinin olduğu bilim konusunda spesifik hizmet verecek bir hastane düşünüyoruz. Türkiye'de bu tarz bir hastane yok. Yan tarafında, 19 yıllığına Vakıflar'dan ihale ile kiraladığım bir bina var.

Onu köprü ile birleştirip, plan tadilatında belediyeden geçerse, palyatif bakımın yapıldığı hastane olacak. İzmir'de palyatif bakım dediğimiz, bakıma muhtaç hastalar için özel hastane yok. SGK'lıların yararlanacağı ilk özel hastane olacak o nasip olursa inşallah.

Buraya, İzmir'deki en gelişmiş fizik tedavi ve rehabilitasyon merkezini düşünüyoruz.

Sağlık yatırımları inşaatınönüne geçti sanırım...

- Ben sağlığa yatırımı, çok ağır bir sanayi yatırımına benzetiyorum.

Buralara yatırdığımız parayla ben İzmir'de binlerce konut yapardım ama bu işin güçlüğünün yanında geri dönüşünde sağladığı çok büyük manevi hazzı var. En büyük kazanç o. Biri "Allah razı olsun" dedi mi işimiz bitiyor.

Bu kadar yoğun iş hayatınızvarken neden siyaset?

- Allah'a şükür şu anda 650- 700 kişiyi istihdam eden şirketlere sahibiz. Vergi rekortmenliğimiz var. İzmir'in bize verdiklerini ödemek için elimi taşın altına koymam gerektiğini düşündüm. Partimin ve halkımın teveccühü ile seçildim.

Şu anda TBMM'de milletvekili olarak Bayındırlık, İmar, Ulaştırma, Turizm Komisyonu üyesiyim.



14 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

留言


bottom of page